25 Mart 2012 Pazar

Neden oğlumun adı DESTAN TARKAN..(İSİM VE DOĞUM HİKAYEMİZ)



             2005 yılının mayıs ayında bir bebeğim olacağını öğrendiğimde ben de herkes gibi karmaşık duygular, tarifsiz bir heyecan hissetmiştim.Başıma geleceklerden habersiz rutin kontrollerimize gidiyorduk Balıkesirdeki doktorumuza.
          
          İlk haftalar normal seyreden hamileliğime 8. haftada ciddi bir mide bulantısı ve halsizlik eşlik edince bulantı tedavisine başladı doktorum.Serumlar,ilaçlar derken geçmeyen bu halsizlik anormal bir durumunda habercisi oldu.Yapılan tahliller sonucunda kan değerlerimin çok düşük olduğu görüldü ve hastaneye yatmak zorunda kaldım.Aldığım kanlar da değerleri yükseltmeyince doktorum endişelenerek 9 Eylül Üniversitesine sevketti.Ben de tüm bunlar olurken tarko normal bir bebek olarak gelişimini sürdürüyordu.Bu bana güç veren en önemli durumdu.9 Eylül Üniv. hastanesi hematoloji onkoloji bölümüne başvurduğumuzda 5 bin trombosit seviyesi vardı(normal bir insanda 100 bin üstünde olması gereken değer) bana uzaydan gelmişim gibi bakıyorlardı ki nedenini daha sonra anlayacaktım.Hastalığımın adı TTP(trombotik trombositopenik purpura) genetik bir kan hastalığı..çok ender görülen bir kan hastalığı,bağışıklık sistemini çökerten ve her an vücudun herhangi bir yerine pıhtı atma ihtimali olan bir hastalık..işin en kötüsü de buradaki doktorların daha önce benim gibi bir vakayla karşılaşmamış olmaları..hem hamile hem ttp hastası..normal şartlarda bebeğin anomalisinin olması,gelişim bozukluğunun bulunması yada şimdiye kadar çoktan düşük yapmam gerekiyormuş..ama bebeğim sapasağlamdı..
  
              ilk gün beni bu kadar hastalıklara açık olmama rağmen onkoloji hastasıyla dolu 10 kişilik bir odaya aldılar itiraz bile edemedik..hamilelik zaten insanda duygusal değişiklikler yapıyor bir de hastalık ve etrafımda sürekli kemoterapi alan insanlar vefat edenler...nasıl dayanmışım ben bile kendime şaşıyorum..5 gün boyunca hergün farklı bir söylemle geldiler doktorlar odama belli ki onlar da ne yapacaklarına karar verememişlerdi..ilk gün bebeğim ve benim güvencede olduğumu herşeyin yoluna gireceğini söylediler ve kan tahlillerine başladılar uygun bir tedavi bulacaklarını belirttiler..onlara güvenmemi sağladılar..

     Ertesi gün odaya tıp fakültesi öğrencileri gelmeye başladı ve onlardan öğrendim ki tıp fakültesi konularını değiştirmişti benim yüzümden..denek olarak kullanılacağım fikri beynimde şimşek gibi çaktı..Allahım bana ne yapacaklarını bilmiyordum ..ertesi gün gelen doktorlar bana aynen şunu söylediler: "internette araştırıyoruz senin durumunda olan bir vakayla daha önce karşılaşılmamış bu nedenle bebeği almadan tedaviye başlayamayız" dünya başıma yıkılmıştı..ama tüm duygularımı bastırıp mantıklı olmak zorundaydım..doktorlara dediğim şuydu "benim bebeğimin sağlıklı olduğu ile ilgili kadın doğum bölümünden bir rapor almak istiyorum derhal ve bunun ardından tedaviye başlanılmasını istiyorum.. bebeğim karnımda sapasağlamken onu öldürüp almanıza izin vermem!!" bir yandan da gözyaşlarımı tutamıyordum..tıp ne kadar ilerlemiş olıursa olsun insanın iç güdüleri ve inancı sağlamsa herşey tersine dönebilir.. ben bebeğime o kadar güveniyordum ki o kadar sağlıklıydı ki karnımda tekmelerini hissederken onu öldüremezdim üstelikte kendi hayatım için..



     
 
         Hamile olmayan birisine ne tedavi yapılıyorsa aynısını yapın eğer bebeğim ölecekse bu süreçte ölsün diyordum hep..ertesi gün gelen doktorlar bu defa hastanede etik kurul toplanacağını ve bu kurulda bebeği alıp almayacaklarına karar vereceklerini söylediklerinde benden aldıkları cevap karşısında oldukça şaşkındılar: bebeğimin hayatını sizin etik kurulunuzun alacağı karara bırakmam bu hastaneden derhal ayrılmak istiyorum işlemleri başlatın!! o tarihten bu yana o hastaneye bir daha uğramışlığım yoktur.bundan sonra hastaneden kendi rızamla ayrıldığım ve derhal bir sağlık kuruluşuna gitmem şartı yazan belgeleri imzalayarak ayrıldım..bu arada eşim ve tüm ailem,arkadaşlarım İstanbul'da Ankara'da hastane ve doktor aramaya başlamışlardı..Acıbadem kozyatağı hastanesi riskli gebelikler bölümüne yattım ve burada plazmaferez oldum..doktorlar bebeği almadan tedaviyi başlatacaklarını söylediler ama onlar da endişeliydi çünkü böyle bir vakayla karşılaşmamışlardı..plazmaferez kanın plazmadan ayrılarak ( halk arasında sarı kan da denir) yerine yeni plazma ile birleştirilerek tekrar vücuda verilmes işlemi ve oldukça riskli bir işlem..3 gün boyunca bu işlem gerçekleşti kasıktan takılan bir katater yardımıyla yapılmaktaydı bu ve beni yatağa bağlamıştı..ama bebeğim çok sağlıklıydı değerlerim yükseliyordu ve doktorlar yüzde elli şans vermişlerdi.. o kadar mutluydum ki..ancak kaldığımız hastane özel olduğundan ve özel sağlık sigortam olmadığından dolayı maddi sıkıntıyla karşı karşıyaydık..yapılan işlem oldukça pahalıydı ve işlem her hastanede yapılmıyordu.. eşim ve arkadaşları günlerce hastane aradılar.. ama bu hastanede bir devlet kuruluşu olmalıydı ben devlet memuru olduğumdan dolayı üniversiyte hastanelerini araştırıyorlardı..İstanbuldaki arkadaşlarımızın hakkını hiçbir zaman ödeyemem onların sağlık sektöründe olmaları işimizi çok kolaylaştırmıştı..Acıbadem kozyatağı hastanesinden sonra Maltepe Üniv. Hastanesine yattım ve aynı işlem burada da tekrarlanmaya başladı. Burada benim hastalığımla ilgilenen ve özel olarak bana zaman ayıran çok değerli doktorumuz Prof.Dr. Nevin Yalman'ı anmadan geçemeyeceğim,onun emekleri olmasaydı belki de hayatta olamayacaktık..İstanbul'daoğlum ve ben ünlü olmuştuk hematoloji dokorları bizi konuşuyorlardı..Bir mücizenin kahramanlarıydık..Fakat endişelerimiz devam etmekteydi bebeğim bu süreçte 7 aylık olmuştu ve ne kadar riskli de olsa doktorlarımız anne karnında büyümesiini normal gelişimini devam ettirmesini istiyorlardı..bu arada değerlerim yükselmiş eve gönderilmiştim çok mutluydum..Mutluluğumuz kısa sürdü çünkü 2 haftalık süreçte tekrar değerlerim düştü ve İstanbul'a döndük..Benimle ilgilenen doktorumuz İstanbul üniversitesinde idi fakat bu defa tedaviyi üstlenemeyeceğini bildirdi.Nevin hocamız çocuk doktoru olduğundan sadece tedaviyi takip edebiliyordu yasal olarak erişkin hematoloji uzmanının tedavi şeklini belirlemesi gerekmekteydi..Plazmaferez çok sıkıntılı bir süreçti ve başka bir yöntem daha vardı damardan plazma almak ancak bu yöntemi denememişlerdi..Tekrar doktor aramaya başladık ve tavsiye üzerine Türkiye'nin en iyi hematoloji uzmanlarından biri olam sayınProf.Dr. Mahmut Bayık ile tanıştık..Nasıl babacan bir adamdı anlatamam kendimi tekrar güven de hissettim ve plazmaferez olmamak için yalvardım resmen..çünkü bu işlem sırasında liflerim kopmuş ve yaklaşık 1 ay yürüyememiştim.Doktorum plazmafereze baştan beri gerek olmadığını damardan plazma alacağımı söylediğinde o kadar mutluydum ki anlatamam..bebeğim çok sağlıklıdı herşey yolundaydı Maltepe üniv hastanesi ikinci evimiz olmuştu çok iyi bakıyolardı bana..kadın doğum uzmanlarım Dr.Figen Temelli Akın ve Eray İlter kendilerini sevgiyle anıyorum..çok büyük bir özveriyle beni ve bebeğimi hayata bağladılar. değerlerim tekrar yükseldi ve eve gidelir onayı verilince Balıkesire geri döndük..15 günde bir damardan plazma almam gerekiyordu ve bunu Balıkesirde de yaptırabilecektik bu harika bir haberdi..Hamileliğimin 8.ayına gelmiştim ancak ne olur ne olmaz diye hiçbir hazırlık yapmamıştım bebek için.. hazırlaklara başladım oğlum ve ben iyiydik hergün kan tahlili oluyordum damarlarım delik deşikti..yusyuvarlak bişey olmuş 20 kilo almıştım ilaçlardan ama umrumda değildi mutluydum bebeğime kavuşacaktım.. nasıl da özeniyordum tüm anneler bilir bu duyguyu.. oğluşumun odasını hazırladık imkanlarımızla ve kıyafetleri herşeyi alındı.36. haftada İstanbula gittik bebeğim kontrol edildi ve solunum yaptığı gayet sağlıklı olduğu tespit edilince doğuma hazır olduğumu söylediler doktorlarm..onca engeli atlattıktan sonra nihayet oğluma kavuşabilecektim..
           

          
              
                 
               37.haftada 02.02.2006 saat 09.50 de 3210 gr ağırlığında ve 49 cm boyundaki minik oğluma kavuştum..Bir mucizeyi Allahın izniyle gerçekleştirmiş olmaktan dolayı çok mutluyum..Hergün sağlıklı,mutlu,huzurlu,akıllı bir oğlum olduğu için şükrediyorum...
 
                Hamileliğimin ilk zamanlarında henüz bebeğimin cinsiyeti belli değilken bir rüya gördüm ben... 2 yaşlarında bir erkek bebeğin arkasından sesleniyordumm "Destaaaan gel oğlum düşersinnnn" uykudan uyandığımda hala etkisindeydim rüyamın..eşimi aradım bir oğlumuz olacak Destan gibi gelecek adı Destan olsun dedim.. rüyamı anlattım...
 
              Fakat istediğim olmadı eşim oğluma iki isim koyma taraftarı değildi ve sadece kendi beğendiği ismi nüfusa yazdırdı...Benim bir daha sağlık şartlarından dolayı bebek sahibi olmama imkan yok...Şimdi benim için manevi değeri çok yüksek olan bu ismi de resmen oğluma vermek istiyorum..
 
         Destan: Kahramanlık hikayelerini konu alan şiir...
         Tarkan: Eski Türklerde ordu komutanı,savaşçı,saygın kişi 
 
           HAKSIZMIYIM??
 
           

18 Mart 2012 Pazar

Kış mevsimi hadi "kışkış" :))




                  Tarko ile hemen hergün, ilkbaharda neler yapacağımızın planını yapıyoruz :) o derece sıkıldık artık soğuktan..biz hayal kurmaya,plan yapmaya devam edelim, bu kışın gidesi  yok galiba :(




              
                 Biz dört mevsimi yaşamaya alışkın insanlar, bir mevsim fazla uzamaya başlayınca  sıkılmaya başlıyoruz hemen..oysa kış yaklaşırken de kartopulu, kardan adamlı hayaller kurmamış mıydık ??Şimdi de olan şu ki biyolojik saatimiz bahar gelsin istiyor ancak kış gitmemekte diretiyor; biz de hayal kurmaya devam ediyoruz.. elbet bir gün hayallerimiz gerçek olacak :))

              Bugün bahar bize göz kırptı ;sanki azıcık da olsa " bekleyin geliyorum" havasını yaşadık :)) Tarkom parkta oynadı, güneşi görünce paltoyu da attı, verelini kaydırak ve bilimum park oyuncakları :))
         



             Aslına bakarsanız hiç de parka gidesim yoktu..tamamen doğaçlama gelişen bir park  gezintisi oldu bu..Tarkomun geçiremediğim öksürüğü beni endişelendirmeye başladı, sabah kalkınca randevuyu aldığım gibi hastanenin yolunu tuttuk ..Şükür ki Tarko da ciddiye alınacak bir rahatsızlık yok ,ilaç bile verme gereği duymadı doktorumuz..zencefilli bala ve ıhlamura devam :) doktor da benden " az ilaçcı" :)) Muayene bittikten sonra" kapalı yerlerde,havasız ortamlarda kalmasın..biraz hava alın ,yürüyüş yapın dedi " doktorumuz.. Tarko da bunu duydu ya " yürüyelim annnee lütfeen " diye tutturdu :)) Biz hastaneden çıktığımızda öğlen olmuştu bile..hava çok sıcak değildi ama yürümeye engel olacak bir hava muhalefeti de yoktu :) Parka kadar yürüdük..parkta da biraz oynadık,pamuk şeker yedik :) yanaklar al al eve geldik :))



         Baharla ilgili planlarımızı uygulamamıza az kaldığı için sevinçliyiz, bugün bize göz kırpan güneşe biz de kocaman bir öpücük gönderiyoruz:)) Baharı sevgiyle beklerken kış mevsimini de saygıyla göndermek istiyoruz..ama gitmemekte diretirse o zaman "kış mevsimi hadi kışkış" demek zorunda kalacağız :D

İMZA:aslında yazı özlemiş ,Tarkonun,  mevsim şeridine isyan eden annişkosu anneayça :D

14 Mart 2012 Çarşamba

4+4+4= herkes için 12 mi ??

       Son günlerde eğitim camiası başta olmak üzere herkesi ilgilendiren kesintisiz (!) 12 yıl zorunlu eğitim yani dörtler meselesi beni oldukça endişelendiriyor??  Neden mi??



  

    Tarko seneye 1. sınıfa başlıyor ve yepyeni bir sistemde denek olarak kullanılacak :( ve onunla beraber 1. sınıfa başlayan tüm çocuklar aynı tehditle karşı karşıya..alt yapısı hazırlanmamış,tam olarak planlanmamış üstelik bu işin uygulayıcısı öğretmenler bile aydınlatılmamış; ancak adı konmuş!! Eğitim bir ülkenin en önemli değeri çünkü gelecek yetiştiriyorsunuz, böyle önemli bir değerle ilgili karar nasıl da bir çırpıda alınabiliyor anlamış değilim!! herkeste aynı soru "şimdi ne olacak??" ben bir öğretmen olarak bunun cevabını veremiyorum..çünkü bilmiyorum..hayatta en çok korktuğum şey bilinmezlik:( canım oğlumun nasıl bir sistemde okuyacağını bilmiyorum, endişeliyim! Kaldı ki mevcut eğitim sistemiyle ilgili bile endişelerim varken, şimdi bu bilinmezlikte kat kat arttı endişelerim :(

      Değişen sistemle birlikte okulların durumu da değişiyor; ilköğretim kesintisiz 8 yıl iken bunu 4 er parçalı 12 yıla çıkararak fiziki yapıda da değişiklik hedefleniyor..ilköğretim 4 yıl, ortaöğretim kurumları da eskinin ortaokulları ve liselerin birleşmesinden oluşacak(mış).. Bu durum da biz öğretmenlerin de nerede çalışacağı belli değil! Açıklayıcı hiçbir şey yok..

     En can alıcı kısım ise 4 yıldan sonra ki zorunluluğun örgün eğitim kurumlarıyla sınırlanmaması,açık liselerin de bir alternatif olması ..şimdi doğudaki kız çocuklarını okula göndermek için yapılan onca kampanya boşa mı gidecek?! Çocuk hakları ihlal mi edilecek? Çocuk işçiler artmayacak mı ? Bu soruların cevabını kim verecek? Meraktayım..

     Sonuç; daha çok küçük yaşta kızın evlendirilmesi, çocuk işçiler! E hani ileri gidiyorduk ?? 12 yıl zorunluluk noldu?? Matematiğin bittiği yer! 4+4+4= 12 değil işte herzaman ve herkes için...

   Bu durumun bir diğer sonucu da şu olacak ;zaten özel eğitim kurumları vardı, fakat bu eğitim sistemi ile değişik isimlerde, değişik yaklaşımlarla  eğitim veren kurumlar artacak ve eğitim birliği ortadan kalkacak çünkü maddi durumu iyi olan aileler" ben bunu beğenmedim" diyebilecek ve kendi istedikleri tarzda eğitim kurumuna çocuklarını gönderebilecekler! Bunlardan bir tanesi benim de çok beğendiğim montessori eğitim sistemi, bu sisteme dayalı eğitim kurumlarının sayısı özellikle İstanbul'da artmakta ancak  eğitimde fırsat eşitliği ne olacak??

        Bu sorulara cevap ne zaman verilir,ne zaman açıklanır,açıklansa da beni tatmin eder mi? Bilinmez ama ben 4+4+4= ? sorusunun cevabını vermedim :(

 

   

12 Mart 2012 Pazartesi

TARKO tabiriyle "annemin uyduruk yemekleri" :D

            Yemek yapmayı çok seviyorum ya;her duyduğumu tattığımı evirip ,çevirip ,değiştirip anneayça ya uyarlıyorum ya ;birine anlatırken de "aslında şöyleydi ama ben uydurdum gitti" diyorum ya Tarkomda duymuş anlatırken geçenlerde ananesine söylerken yakaladım :D " bu yemeği başka yerde bulamazsın çünkü annem uydurdu" o kadar da değil Tarkom muadilleri vardır elbet :D
     
        Pazar günü de bu "uyduruk" tariflerden birini denedim biz çok sevdik :) özellikle de yemek yemeye bayılmayan Tarko'dan ağız şaplatmalar ve "mmmmmmm " vb beğeni yansımalarını duyunca bu yemek "tamamdır!" dedim ..bakalım siz ne diyeceksiniz ;)
       
       Yemeğimizin adı yok! yine bir isim aramayacağım keza ünlü restoranlarda da ( sanki hep gidiyormuşum gibi :P )  yemeklerin isimleri bi tuhaf ," domates yatağında ıttırı vıttırı" falan ya ben de bu yemeğe böyle sosyetik bi isim bulayım dedim :) " mantar sote ile eşleştirilmiş  güveç yatağında brokoli ograten" hahaha :D

        Gelelim bu sosyetik yemeğin malzemelerine :
    
      brokoli ( valla göz kararı )
      mantar ( 250 gr kadar)
      çeçil peyniri ( ölçmedim göz kararı)
      çeçil yoksa telli kaşar ya da normal kaşar da olur
      başamel sos için: ( tarifini vermesem olmazmı? )
      tereyağ,un ve süt ( bende ölçü göz kararı )

Yapımı tahmin ettiğinizden de kolay :D brokolileri buharda pişirdim ve bir kaseye aldım,küçük parçalara ayırdım.Ardından mantarı zeytinyağında soteledim biraz sarımsak,karabiber ,fesleğen ilave ettim ve soğumaya bıraktım..







Başamel sosu hazırladım..mantarları brokolileri başamel sosla karıştırdım,küçük güveçlere paylaştırdım üstlerini de çeçil peyniri ile kapladım..ordan yallah benim antika fırına :)






 peynirler eriyip kızarınca da aldım fırından ..yanına da domatesli biberli zeytinyağlı bulgur pilavı yaptımm miss oldu missss :))) "kendi uyduruk yemeğim diye demiyorum valla  :))"




fırında benim uyduruk sosyete pişerken düşündüm de brokoliye ilave olarak haşlanmış karnıbahar ve havuçla da yapılabilir:) ya da karnıbahar tavuk mantar sote ile de hoş olur diye düşünmekteyim ;) deneyeceğim..Eğer denerseniz afiyet olsunn ...











 İMZA :uyduruklara bayılan Tarkonun annişkosu anneayça :))

10 Mart 2012 Cumartesi

İtinayla CESARET verilir :D

        Bugün cumartesi, çoğunluk için hafta sonu uyumak, dinlenmek olsa da anneayça için sabah 9 da evden çıkmak ,Tarkoyu misafir oyuncular dersine yetiştirmek demektir :D "Misafir Oyuncular" la ilgili yazı da gelecek ,yakında ;)

        Bu cumartesinin ayrı bir özelliği var çünkü bu cumartesi "DURU" lu cumartesi ;) Duru Tarkomun çok sevdiği (!) sınıf arkadaşı, çok özeldir kızımız ;) bu cumartesiyi Duru 'ya ayırdık çünkü Durumuzun dişine de Tarko gibi dolgu yapılacak ancak Duru'ya cesaret verecek cesur bir delikanlıya ihtiyaç doğdu :) bilin bakalım kim bu cesur delikanlı ?? :D bingoo!! cevap tabiki de "TARKO"

      Randevu saatine kadar ne yapalım hava da soğuk dedik,düşündük en iyisi yemek yiyelim,arkasından da sinemaya gidelim çocuklar film izlerken biz de kahvemizi içelim dedik Özlemcimle :) Özlem ,Durumuzun annesi, tanıştırayım efendim :) 




    

      Duru birazcık korkuyordu diş doktorundan ancak Tarko ona çok moral verdi,doktorumuzun da ilgisi ile Duru da dişçi fobisi olmayan bir birey olarak toplumdaki yerini aldı :) Cesaretine hayran kaldık, e tabi bunda Tarkomun varlığının etkisi tartışılamaz :) Durucum pembiş dolgusuna kavuştu, çok mutluydu tabi biz de Özlemcimle rahat bir nefes aldık, çünkü işlem yapılırken baya sıkmıştık kendimizi..Çocuklar söz konusu olduğunda akan sular duruyor..canları acıyacak diye korkuyoruz ve doktorumuzu sorularımızla yıldırıyoruz gülümsetiyoruz :)) " özgür bey biz bu renkli dolguyu yaptırıyoruz ama içinde zararlı kimyasal yoktur dimi ??" "canı çok acıyacak mı?? iğneden önce bi de fıs fıs yapacaksınız dimi??" Özgür bey sabırla sorularımızı cevaplıyor, bazılarını da gülümseyerek geçiştiriyordu,sabır taşı yutmuş olmalıydı :D





 Cesaret örneği gösteren çocuklarımıza teşvik amaçlı vaadler de bulunmuştuk e şimdi bunları yerine getirme vaktiydi :) Oyuncakçıya gittik istedikleri oyuncağı alacağımızı söyledik..yarım saat gezinen gözü tok çocuklarımız bişey beğenemedi :) annelerinin daha bir alası vardı sanki :D küçük bişey beğendi Tarko, aldık.. "biraz da kitapçıya gidelim" dedik, oradan da küçük etkinlik kitapları beğendiler, bayıla bayıla aldık :)







   Tarkomla bu cumartesiyi de dolu dolu ayrıca "Duru"lu geçirdik..Hepinize keyifli,mutlu,sağlıklı haftasonları dileriz..ayrıca dişçiye gidecek varsa itinayla Tarko cesareti veririz..sevgiyle kalın...




   

     

     

     

NE YAPTIK NE ETTİK?? :)

           Bu hafta ne çok koşuşturdum..yazmaya fırsat bulmadım...ihmal ettim seni sevgili bloğum :) Bu yazıyı yazmaya başlayınca Tarko delikanlı olduğunda bu yazdıklarımızı okuduğumuzda neler hissedeceğimizi düşündüm..Onun için güzel bir hatıra defteri olacağını  umuyorum şu an böyle bir sayfadan haberi bile yok  kuzumun :)

            Bu hafta da bol gezmeli,gülmeli,etkinlikli birazcık da kavgalı çekişmeli ( olmazsa olmaz) birhafta geçirdik sağlıkla, umarım bundan sonrakiler de öyle olur :) işte bu haftanın TOP10 listesi :


  1. Tarko ile meyveli eğlenceli bir tatlı denedik..Tarkolu tariflerde yerini alacak bekleyiniz ;) çok eğlendik yaparken,Tarkom bayılıyor benimle yemek yapmaya ( bizim gelin bana çok dua eder umarım :P )
  2. Maviş dolgumuzu yaptırdık :D Tarko adına yakışır bir cesaretle doktorumuzu bile şaşırttı "GIK" bile demedi... koca bir dilim pastayı haketti :) ( yoksa iki mi demeliyim :D )
  3. Tarkomla imaj tazeledikk çook eğlendikk :))


  1. Tarkonun ödevlerini yaptık :)) güzel sorulara tarko incileriyle cevaplar verildi tabiki de :D  bu ayrı bir yazı konusu olacaktır, ancak bir örnek paylaşmadan geçemeyeceğim :)
         soru :"etekleri tutuşmak nedir? "
         Tarko :"ayakkabının teki kaybolunca ikisini de bir tanesine sokmaya çalışarak öbür teki aramak gibi bişey olmalı "
         AnneAyça gülmekten yorum yapamaz :D ( iki ayağı bir pabuca girmek deyimini anlatmıştım daha önce ama aklında bu kalmış :D )
 
  5. Bol bol toplama, çıkarma yaptık :D Tarko'nun 10 tane arabası vardı 2 sini Sarp'a verdi diye başlayan ve buna benzeyen ne çıkartmalarr yapıldı bir bilseniz :D
 
 6.Tarko ve arkadaşları 3D sinema izlediler çook keyiflendiler çok da güzel bilgiler öğrendiler ör: "Dünyamızın çok büyük kısmı sulardan oluşuyormuş anneee"



7."Dişlerimizi daha az ve özensiz fırçalarsak rengarek dolgularımız olabilir "sonucuna ulaşmamak için aslında dişlerinin çürüdüğü gerçeğiyle yüzleşti Tarko ama iyi de oldu ;) dişlerini daha özenli fırçalıyor artık ;)

8.Gittiğim gezmelerde "hoşgeldin AnneAyça akıllı Tarkon nasıl??" sorusunu duymanın gururunu yaşadım :$  ünlü mü olduk ne? :P sonra aklıma gelene bakın ! :) Tarkom sen ne güzelsiiin diyorumm Tarko' dan alaycı bir ifadeyle gelen yanıt "orman ne güzel ne güzel " gel de yeme! espri canavarı :)

9. Bu hafta biz daha az tv izledik,daha az bilgisayarda oyalandık ama daha çook gülüştük,eğlendik,öpüştük,gıdıkladık,sohbet ettik,yakalamaca oynadık,azcık bağrıştık bazen küsüştük ama birbirimizi hergün daha fazla sevdik :D

10. Ne yaptık ne ettik en çok değer vermeyi sevdik :D 


  •  Ya siz ??

4 Mart 2012 Pazar

Denedim!! Sonuç : Tabiki de başarılı :)

         Efendim yine güzel bir tarifle karşınızdayız  :) ( kendimi Emine Beder gibi hissettim bir an )

       Geçtiğimiz günlerde Tuğbacım  (Tarkonun öğretmenidir kendisi) da yediğim çok güzel bir tatlıyı denedim cumartesi akşamı ..gerçekten denemeye değer, Şebnemcim de test etti onayladı :)

          İşte  incirli, cevizli, muhallebili, şerbetli yemeyip yanında yatılası tatlımız ( valla adını bilmiyorum geçici bir isim,daha uygununu bulursanız paylaşınız benimle )

      Hemen malzemelerle başlayalım :
    
         Keki için:
  • 8-10 adet kuru incir (suda ıslatılmış)
  • 1 su bardağı ceviz
  • 1 su bardağı un
  • 3 yumurta
  • 1 paket kabarma tozu                    
      




 Muhallebi için:
  • 2,5 yemek kaşığı buğday nişastası
  • 2,5 yemek kaşığı un
  • 5 yemek kaşığı toz şeker
  • 1 paket krem  şanti
  • 1 paket vanilya
  • 1lt süt
     







 Şerbeti için :
  • 1,5 su bardağı su
  • yarım su bardağı şeker
  • 1 yemek kaşığı nescafe
         








Bu malzemelerden  korkmayınız yapılışı da hazırlanışı da çoook kolay ;)
   
     Keki hazırlayarak başlıyoruz..klasik kek ;önce yumurta ve şeker çırpılır un ve kabartma tozu eklenir en son ceviz ve doğranmış incirler de ilave edilir dikdörtgen ya da kare borcama yağlamadan dökülerek 180 derece fırında pişirilir..( dikkatinizi çekerim tatlımız sıfır yağ ile yapılıyor)

        Kekimiz fırında pişedursun o sırada muhallebiyi hazırlıyoruz :) tüm malzemeler bir tencereye alınır ve muhallebi hazırlanır piştikten sonra vanilyayı ilave ediyoruz ayrıca 1 paket krem şanti de pişirilip soğutulmuş muhallebiye ilave edilerek mikserle çırpılır.( yine yağ yok ,parlaklık versin diye muhallebi ve kremalara konulan 1 kaşık yağdan her zaman tiksinmişimdir)



   



  Eğer fırınınız benim ki gibi içindekileri yakmaya meyilliyse dikkatli olmanızı tavsiye ederim zira keki yakabilirsiniz :))

   




 

Gelelim şerbete : su,şeker ve nescafe karıştırılır ve eritilir :) şerbet hazırr  :D
       
     

 Kek piştikten sonra üzerini bir bıçak,çatal,kürdan yarımıyla küçük küçük delinir ( şerbet içine işlesin diye ) kek sıcakken şerbet üzerine dökülür biraz soğuduktan sonra muhallebi üzerine yayılır ve üstü cevizlerle süslenerek buzdolabına atılır :) en az 2 saat sonra servis etmenizi tavsiye ederim :)
      


   Bu tatlıyı yerken ağzınızda bırakacak aromadan ben sorumlu değilim :D afiyet olsun efenim :)))

Dişçi hobisi olan parmak kaldırsın !! :)

              "Eyvah! Tarkomun dişi çürüyooo!!!" Tarkanın dişlerindeki küçük lekeleri gördükten sonra içimden verdiğim tepki buydu.Böyle bir tepkiyi Tarkonun yanında vermek heralde faciaya davetiye çıkarmak olurdu.Hayatında hiç dişçiye gitmemiş olan bu küçük adamı korkutmamak gerekmekte amaa nasıl??
             AnneAyça düşünür,taşınır,araştırır,soruşturur,oğluş için endişelenir,geceleri uyuyamaz "ya korkarsa,ya gitmek istemezse,ya şöyle olursa,ya böyle olursa".Bu endişeler devam ederken canım arkadaşım Şebnem'in oğluşu Oytun'un diş macerasını okudum ve renkli dolgu yaptırdıklarını öğrenmiş oldum :)Şebnemle diyaloğa geçtim,hangi dişçiye gittiklerini öğrendim tesadüf bu ya benim birkaç ay önce dişimi çeken dişçiye yaptırmışlardı o renkli dolguyu :)  Evet hazırlık tamamdı, artık Tarko ile bu konuyu konuşmanın,acı gerçekleri söylemenin vakti gelmişti  :)
               Bizim uykudan önce hikaye ve sohbetimiz var malum ...o gece Tarkoma sohbet esnasında bu konuyu açtım( tepkisini oldukça merak ediyordum doğrusu ) ben ona "dişlerin biraz çürümeye başlamış diş doktoruna gitmemiz gerek,hem Oytun da gitmiş, renkli dolgu yapmışlar biliyor musun?? hiç acımamış " diyorum,alıştırmaya çalışıyorum.Bizimkinde ki tepki aynen şu " Anneee biraz daha anlatsana çok heyecanlandım ,yarın hemen gidelim,ben tv de gördüm o koltuğa oturmak  istiyorum!!" haydaaa biz günlerce stres yapıyoruz adam gayet rahat, istekli ve ben bir kere daha şaşkın kalakalıyorum :D üstelik devam ediyor " o aletler hiç acıtmıyor üstünden çürükleri alıcak ve sonra da dolgu :) ama renkli olması çok hoşmuş doğrusu "   Bütün gece uyuyana kadar dişçide neler olacağını anlattı, çok sevindi.Herhalde dişçiye gideceği için sevinen çocuk sayısı çok yoktur dünyada..üstelik korkmaması için annesinin ne kadar çabaladığının farkında olan ve bir cümleyle bunu anlatabilen bir çocuk bu Tarko :D  " "aannnee biraz daha anlatsana korkmayayım diyeee"
              Ertesi gün yine bir soruyla uyandık "anne bugün dişçiye gidicez unutmadın dimi?? Ben hiç unuturmuyum kuzum :) Çocuğunda dişçi fobisi oluşmasın diye uğraşan bir annenin aslında dişçi hobisi oluşacak bir çocuğu olduğunu öğrenmenin şaşkınlığıyla uyanmıştım zaten :))

              Diş doktoruna gittiğimiz de artık Tarko çok heyecanlıydı hemen koltuğa atladı, kuruldu doktorumuzun şaşkın bakışları arasında :) sorulara da makul cevaplar verdi :)  "kaç yaşındasın Tarkan ?" " yediden gün alıyorum" :D .Doktorumuz kontrol sonrasında 5 tane dişimize küçük dolgular yapacağını  söylediğinde ve bunların istediği renkte olabilceğini de eklediğinde Tarkom sevincinden uçuyordu :D Bu arada ilk diş çekimi deneyimini de yaşamış oldu kuzum ..sallanan süt dişini fısfısla uyuşturarak alıverdi doktorumuz :) Tarkan gerçekten kendisiyle gurur duydu ve cesaretinden dolayı herkes onu tebrik etti :)  Bu arada ne kadar cesur olduğunu bizimle beraber gelen çok sevdiği arkadaşı Duru ya da ispatlamış oldu ;)


                   Canım oğlum beni bir kez daha şaşırttı,onunla gurur duymamı sağladı :) Böyle akıllı ,tatlı ,sağlıklı bir oğlum olduğu için tekrar tekrar şükrederek eve geldim:) benim gibi dişçi fobisi olan bir annenin dişçi hobisi olan bir oğlu var artık yuppiee :D

1 Mart 2012 Perşembe

Sizin derin dondurucuda ne var ? Bizimkinde kar var :D

        Bugün hava çok soğuk, kar yağıyor ancak öyle oynanacak kadar tutmadı.Yarıyıl tatilinde yağan kar Tarkomu çook mutlu etmiş hatta dışarı çıkmayı beklemeden balkonda oynamış ve küçücük bir de kardan adam yapmıştık :)



        Tarkom bir kış bebeği,onu karlı bir şubat günü aldım kollarıma ondanmıdır bilinmez bayılıyor kara :) Bu yılda kar doğum gününe eşlik etti oğluşumun her yıl olduğu gibi.. 6 yıldır karsız bir doğum günümüz olmadı :) misafirlerimiz zor geldiler o gün bize :) akşamüstüne kadar her yer kar olmuştu bile diz boyu..Tarko o kadar sevindi ki anlatamam :) Akşamüstü çok yakın arkadaşı Sarp ve babamla kartopu oynadılar.. ben dururmuyum?! Hemen çektim botları aldım soluğu aşağıda :) çocuk gibiydik :) Fatocum ( Sarp' ın annesi canım arkadaşım ) ve ben çocuklardan daha hevesliydik...Tarko  o dakikada karda yapılabilecek herşeyi yaptı. Kaydı,kartopu oynadı,kardanadam yaptı,yerlere yattı..suratı kıpkırmızı oldu :) eve geldiğimizde sırılsıklamdık :)

           
           Gece kar yağmaya devam etti.Tarkonun yatağı  cam kenarında, uyumadan önce perdeleri açtık ,ışığı kapattık, karların sokak lambasından vuran ışıkta yağışını seyrettik...kısacık bir sohbetten sonra uyuyakaldı kuzum, çok yorulmuştu belli ki :) o kısacık sohbette bile neler anlattı bana "ananem karı pamuk ninenin silkelediğini sanıyor sanırım karın nasıl oluştuğunu bilmiyor üzülmesin diye söylemedim" "annecim kargalar için üzülme onlar çok uzun yaşarlar karda üşümezler,diğer kuşlarda çooktan sıcak yerlere gitti mesela Avustralya'ya üzülme kuşlar için tamam mı?" "annee evsizler için dua edelimmi? bi de annesizler için " canım,bitanem ,bilmiş ,akıllı,vicdanlı çocuğum nasıl da şaşırtıyorsun beni...

         
  Ertesi gün Tarko sorusuyla uyandım yine :) Tarko hemen her sabah bir soruyla uyanır.O günkü sorusu " anne karlar eriyecek ya acaba saklayabilir miyiz? Ben arada oynamak istiyorum " haydaaa :)daha ben bişey diyemeden kendi sorusuna kendi cevap verdi " derin dondurucuya koyucam" dedi, koşarak balkona gitti, elinde kocaman bir kartopuyla hiç üşenmeden buzdolabının önüne bir sandalye çekti ve derindondurucuya yerleştirdi..Artık mevsimi dışında da kar oynayabilicez :D  bizim derin dondurucuda kar var  ya sizin ?? :)



bugün 29 şubat..mış

              Hayat hep bir koşuşturma ve mücadeleyle geçiyor ..anneler içinse ayrı bir koşuşturma hele de çalışan bir anneyseniz ayı,günü yılı bile unutabilirsiniz.
             Bugün benim için çok yoğun bir gündü.Sabah erkenden okuldaki derse öğlen şök(şube öğretmenler kurulu) toplantılarına,oradan alışverişe ,Tarkoyu okuldan almaya,Tarkonun okul çıkışı "eve gitmiycem ev sıkıcı,Sarplara gidelim,Batınlara gidelim,Durulara gidelim,Kayralara gidelim(her gün değişen isimler)"isteklerini ikna yoluyla gidermeye çalışmak yani hep mücadele..eve gelince de iş bitiyor mu? yatana kadar devam..ben artık sadece uyuyunca dinlenebilen bir insan oldum çıktım e tabi sağlıklı uyuyabilirsem o da :( fiziksel yoğunluktan ziyade beyinsel yorgunluk insanı insanlıktaın çıkaran..özellikle bizim toplantılar çok çok yoğun geçer ,her öğrenci masaya yatırılır ,problemleri üzerinde durulur,çözüm üretilmeye çalışılır..insan anne olunca daha bir farklı bakmaya başlıyor olaylara..davranış bozukluğu olan öğrencilerde alt sebepler aramaya meyilli oluyor daha da fazla..ve gerçekten de baktığımızda genelde anne baba ayrılığı yaşayan öğrencilerin daha sorunlu olduğunu görüyorum... omuzlarımdaki yük daha bir artıyor,kendi oğlum için endişeleniyorum..hatta böyle bir öğrencinin davranışlarını eleştiren bir öğretmen arkadaşımı acımasızca eleştirebiliyorum çünkü o aynı acımasızlığı gösterebiliyordu ..anneayça kurul toplantısında da iş başındaydı anlayacağınız. O, savunma iç güdüsüyle öğrencilerini kanatları altına almaya çalışan ve insanlardan biraz da bu yönde anlayış bekleyen çokça anne bir öğretmen olduğundan duygularına hakim olamıyor çoğunlukla...ben bu savunma içerisindeyken müdürümle gözgöze geliyorum ve onun bakışında ki onaylamayı da görünce sadece anne olmak değil aslında vicdanlı bir insan olmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anlıyorum..
             Bugün gerçekten yoğun bir gündü her açıdan, her anlamda hayata dair soru işaretlerinin devam ettiğini belki de hiç bitmeyeceğini anladığım günlerden biriydi..aylardan şubatmış,günlerden çarşambaymış,şubat 4 yılda bir 29 çekermiş ne önemi var..